Köşe Yazısı

Demokrasiye Küsmek mi, Demokrasi İçin Mücadele Etmek mi?

Geçenlerde Adalar Belediyesi’nde yaşananların ardından sosyal medyada bir cümle yazdım: “Herkes AK Parti’ye geçsin, bu işkence bitsin.” İlk bakışta siyasi bir tercih gibi görünen bu cümle, aslında yaşananlara isyanın bir ifadesiydi.

Mustafa Cinkılıç • • 477 okunma
Demokrasiye Küsmek mi, Demokrasi İçin Mücadele Etmek mi?

İnsanı yoran yalnızca bir belediyenin el değiştirmesi değil; sandıkta ortaya çıkan iradenin, sonrasında başka mekanizmalarla hoyratça etkisiz hale getirildiğini görme duygusudur.

 Hatırlayalım: Adalar’da 31 Mart 2024 seçimlerinde CHP’nin belediye başkan adayı yüzde 55,49, AK Parti adayı yüzde 22,85 oy aldı. Belediye meclisinde CHP 10, AK Parti 2 üyelik kazandı. Bugün gelinen noktada AK Parti’nin iki meclis üyesinden biri belediye başkan vekili. Siz onu seçimlere kadar “başkan” sayın.

 Tabii ki meclisin başkan vekili seçme yetkisi vardır ve seçim yargısal denetime açıktır. Ancak demokrasi yalnızca “Seçim kanuna uygun yapıldı mı?” sorusundan ibaret değildir. Bir de “Ortaya çıkan sonuç, seçmenin kurduğu siyasal dengeyi nasıl etkiledi?” sorusu vardır.

 Adalar’da belediye başkanının tutuklanıp görevden uzaklaştırılması, seçilmiş başkan yardımcısının görevi bırakması, bazı meclis üyeleri hakkında adli işlemler uygulanması ve seçim sürecinde üyelerin iradelerine baskı yapıldığı iddiaları kamuoyuna yansıdı.

 İddiaların bu ölçekte ortaya çıkması bile demokrasi ve siyasal güven açısından ciddi bir sorundur. Yurttaşın ya da seçilmiş bir meclis üyesinin iradesinin baskı altında kaldığı kuşkusunun bu kadar yoğun biçimde tartışılması, demokratik düzeni zedeler.

 Aynı tartışmayı Üsküdar’da da yaşadık. Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından başkan vekilliği seçimi yapıldı. Seçim yargıya taşındı, mahkeme kararıyla süreç değişti ve daha sonra AK Parti adayı başkan vekili seçildi. Meclis üyelerine baskı yapıldığı yönündeki iddialar da kamuoyuna yansıdı. Üsküdar’da ayrıca dört CHP’li meclis üyesinin AK Parti’ye katılmasıyla meclis dengesi de değişti.

 Şimdi aynı kaygıyı Yüreğir’de de konuşuyoruz. Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’nın görevden uzaklaştırılmasının ardından CHP’li Cafer Boyraz belediye meclisinde başkan vekili seçildi. Yapılan itiraz ve yargı sürecinin ardından ise başkan vekilliği AK Parti adayı Tarık Özünal’a geçti. Boyraz’ın iki kez seçilmiş olmasına rağmen sürecin mahkeme kararıyla tersine dönmesi, seçilmiş meclis iradesi ile yargısal denetim arasındaki ilişkinin yeniden tartışılmasına yol açtı.

 Bu üç belediyedeki hukuki süreçlerin aynı olduğunu söylemek elbette mümkün değildir. Her birinin kendi hukuki zemini vardır. Ama siyasetin baktığı başka bir yer vardır: Ortaya çıkan bütün bu gelişmeler toplumda nasıl bir demokrasi duygusu yaratıyor?

 İşte asıl mesele burada.

 Demokrasi yalnızca kesinleşmiş hukuka aykırılıklardan zarar görmez. İnsanlar “Oy verdim ama sonucunu değiştiremiyorum” diye düşünmeye başladığında, sistemin temel dayanakları sarsılmaya başlamış demektir.

 Bir de bunun iktidar açısından başka bir tehlikesi vardır: Uzun süre denetlenmeyen güç, zamanla kendisini hukukun ve siyasetin doğal sahibi gibi görmeye başlayabilir.

 Siyaset sosyolojisinde Robert Michels’in “oligarşinin tunç yasası” olarak bilinen yaklaşımı tam da burada önem kazanır. Michels, en demokratik amaçlarla kurulmuş örgütlerde bile zamanla karar gücünün küçük bir yönetici çevrede toplanma eğilimine dikkat çekmişti. Örgüt büyüdükçe yönetim profesyonelleşiyor, karar alma merkezileşiyor ve yönetenlerle yönetilenler arasındaki mesafe açılıyor.

 Ülke yönetiminde de benzer bir tehlike ortaya çıkabilir: İktidarın uzun sürmesi, denetim mekanizmalarının zayıflaması ve iktidarın kendisini sürekli haklı görmeye başlaması bir tür “iktidar sarhoşluğu” yaratıyor.

 İktidarın en büyük yanılgılarından biri, gücü elinde tutmayı halkın iradesinin yerine koymaktır.

 Oysa iktidar seçimle gelir; seçimle değişebilir. Hukuk ise iktidarın üzerinde bir sınırdır.

 Alexis de Tocqueville’in “çoğunluğun tiranlığı” ve “yumuşak despotizm” üzerine düşünceleri tam da bu nedenle önem kazanıyor. Özgürlük yalnızca açık baskıyla değil, insanların siyasal iradelerini yavaş yavaş kaybetmeleriyle de aşınır ve giderek kaybolur.

 Hannah Arendt diktatörlükler üzerine yaptığı incelemede, diktatörlüklerin yalnızca zor kullanarak ayakta kalmadığını gösterdi. İnsanların gerçek ile kurgu arasındaki ayrımı yapamaz hale gelmesi, kamusal alandan çekilmesi ve “Nasıl olsa hiçbir şeyi değiştiremeyiz” duygusuna kapılması da özgürlüğü zayıflatır.

 Benim “Herkes AK Parti’ye geçsin, bu işkence bitsin” sözümün arkasındaki ruh hali tam da budur.

İnsan mücadeleden vazgeçtiği için değil, mücadele etmenin anlamını kaybettiğini düşündüğü andaki isyankar ruh haliyle böyle bir cümle kurar.

 Otoriterleşmenin en büyük başarılarından biri, insanları susturmak kadar mücadele etmenin hiçbir sonuç vermeyeceğine inandırmaktır. İnsan önce öfkelenir, sonra alay eder, yorulur, “Bana ne?” demeye başlar ve sonunda siyasal hayattan çekilir.

 Bu nedenle yapılması gereken demokrasiye küsmek değil, onu neden savunduğumuzu, savunmak zorunda olduğumuzu yeniden hatırlamaktır.

 Bunun ilk şartı gerçeklerden kopmamaktır: Ne biliyoruz, ne iddia ediliyor, hangi işlem mahkeme kararı, hangi olay soruşturma konusu, hangi iddia henüz kanıtlanmadı? Bunları birbirine karıştırmadan konuşmalıyız. İktidarın tüm algı operasyonlarına, zihin bulandırma çabalarına karşı zihnimizi berrak tutmalıyız.

 İkinci şart, hukuku yalnızca kendi tarafımız için istememektir. Haksızlık kime karşı yapılıyorsa haksızlığa uğrayanın yanında olmak, haksızlığı yapan odaklara karşı bir bütün olarak ses yükseltmektir.

 Demokrasi, “Biz kazandığımızda hukuk çalışsın” sistemi değildir; “Kim kazanırsa kazansın hukuk çalışsın” sistemidir. Montesquieu’nün uyarısının özü de budur: Özgürlük, iktidarın iyi niyetine bırakılamaz; iktidar sınırlandırılmalıdır. Güçler ayrılığı bu nedenle önemlidir; gücün tek elde toplanması güç zehirlenmesi yaratır.

 Bugün tartışmamız gereken yalnızca Adalar Belediyesi değildir. Üsküdar, Adalar ve Yüreğir’de farklı hukuki süreçlerle ortaya çıkan sonuçları yan yana koyduğumuzda asıl tartışmamız gereken, seçilmiş belediye başkanlarının ve meclislerin hukuk içinde görev yapabilmesi, yargının bağımsızlığına duyulan güvenin korunması ve seçilmişlerin iradesinin baskı altında kalmadığından yurttaşın emin olmasıdır.

 Bir belediyenin el değiştirmesi demokrasinin sonu değildir. Asıl tehlike, seçmenin “Sandıkta ne yaparsam yapayım sonuç değişmez” duygusuna kapılmasıdır.

 Bu nedenle kendi cümlemi bugün şöyle değiştirmek istiyorum:

 “Herkes AK Parti’ye geçsin” değil.

 Kimse siyasi görüşü nedeniyle başka bir yere geçmek zorunda kalmasın. Kimse oyunun boşa gittiğini düşünmesin. Kimse seçilmişlerin iradesinin baskı altında kaldığından kuşku duymasın. Kimse yargının siyasi mücadelenin aracına dönüştüğünü düşünmesin.

 Ve hiç kimse demokrasiye küsmesin.

 Çünkü demokrasiyi savunmanın en zor zamanı, kendi tarafımızın kazandığı değil; kaybettiğimiz, öfkelendiğimiz ve “Artık hiçbir şey değişmez” dediğimiz zamandır.

 Tarih bize gösteriyor ki, otoriter yönetimlerin en güçlü olduğu anlardan biri, insanların kendi iradelerinin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inandıkları andır.

 Arendt’in hatırlattığı gibi, siyasetin en önemli yeteneklerinden biri ve belki de en önemlisi, en umutsuz zamanlarda bile yeni bir başlangıç yapabilmektir.

 O halde başlangıç noktamız belli: Gerçeği, hukuku ve sandığın iradesini herkes için savunacağız.

 Unutturulmaya çalışıldığının aksine, biliyoruz ki; demokrasi bir partinin istediğinde uyguladığı, istediğinde vazgeçtiği bir oyun alanı, sandık da iktidarın göz boyama aracı değildir.

 Demokrasi bir yaşam biçimidir. Halk iradesine dayanır. Halkın iradesini korumanın yolu demokrasiye sırt çevirmek değil, onu daha fazla savunmaktır.

Yazar

Mustafa Cinkılıç

Avukat

Okur Görüşleri

Yorumlar (4)

RACİ GÖKÜSTÜN

Halk sessiz kaldıkça bu hükümet gelecekde de bu ülkeyi yönetmeye devam edecektir. Sadece Fon davası bile bu hükümet in istifası için yeterlidir. Emekli MASAK Başkanı Cumhurbaşkanı dahil muhalefet ve tüm yetkililere fon rezilliğini 1 yıl önce gönderdim diyor. Kimse oralı olmadı diyor TEZMEN lerin edindikleri mal varlıklarını izleyince bırak hak hukuk demokrasiyi bu ülkede hiç bir şeyin denetlenmediği en baştaki dahil herkesin pisliğe bulaştığı görülecektir. Bu halk herşeyi hakediyor. Muallesef muhalefet de gereğince görevini yapmıyor.. Bu ülkede gerçek demokrasii yaşamamız için ağzı laf yapan değil yetişmiş ahlaken yetişmiş insan gücünün taşın altına elini koyması gerekir. Yoksa YENİ parti işbaşına gelsede zamanla aynı konuları yaşamaya devam ederiz.Yetişmiş akademisyen ben maaşımı alır keyfime bakarım. Bana ne halkın durumu ne olursa olsun dediği sürece bu ülkeye demokrasi falan gelmez. SAYGILARIMLA .

İsmet Aybek

Kalemine yüreğine sağlık Demokrasiden tabiki vazgeçmeyeceğiz.Kendimiz ve çocuklarımızın geleceği için

İsmet Aybek

Kalemine yüreğine sağlık Demokrasiden tabiki vazgeçmeyeceğiz.Kendimiz ve çocuklarımızın geleceği için

İsmet Aybek

Kalemine yüreğine sağlık Demokrasiden tabiki vazgeçmeyeceğiz.Kendimiz ve çocuklarımızın geleceği için

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Tüm yorumlar yayınlanmadan önce incelenir.

Yorumunuz yönetici onayından sonra görünür olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları

02 Ekim 2026

Hukuksuzluğa Alışmayacağız… Umutsuzluğa da Teslim Olmayacağız!

22 Nisan’da, yine burada“Hukuksuzluğa Alışmayacağız” başlıklı bir yazı yazmıştım. O gün, 2024 yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tabloyu değerlendirirken, sandıktan çıkan iradenin yargı süreçleri üzerinden etkisizleştirilmesi tehlikesine dikkat çekmiş, Yüreğir Belediyesi’nde yaşananları örnek göstererek hukuksuzluğun sıradanlaştırılmasına karşı uyarıda bulunmuştum.

19 Eylül 2026

Yönetim Biçimlerinin Aynasında Türkiye: Kleptokrasi mi, Kakistokrasi mi?

Sosyal medyada bu iki kavram bugünlerde çok dolaşımda . Önüne gelen bu kavramları atıfla ülke yönetimine bir tanım bulmaya çalışıyor. 25 yıllık iktidarın ortaya çıkarkenki söyledikleri süreçte yaptıkları ve gelinen noktaya bakıldığında, tanımlama işini çok da kolay olmadığı görülüyor.