İşgaller, Savaşlar, Şiddet, Okul Saldırıları Münferit Mi, Öngörülemez Önlenemez Mi? STÖ’lere, Yeni İz’e Ne Düşer?
Filistin, Lübnan, Irak, Libya, Suriye, Yemen… Önce İngiltere, Fransa ve Avrupalı devletlerin, 1945lerden bu yana da ABD-İsrail’in bölgedeki işgal ve çatışmaları hiç bitmedi, biteceğe de benzemiyor. İran’a ve Lübnan’a yönelik 168 öğrencinin öldürülmesi ile başlayan son saldırıyı 50 gündür yaşadık, yaşıyoruz.
Türkiye’de Gülistan Doku cinayetinde 6 yıl sonra bazı polislere, eski valiye tutuklama çıkmış durumda.
Giderek sıklığı artan şekilde her gün evde, sokakta, okulda, resmi dairelerde, her yerde şiddet olayları ile karşı karşıyayız.
En güvenilir kabul edilen okullar bile güvensiz hale gelmiş. Türkiye eğitim tarihinin en acı iki olayı sayılır. 14 Nisan’da Şanlıurfa’da bir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde ve 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda yaşanan okul saldırılarında 11 kişi öldü ve 36 kişi yaralandı. Bu yaşananların başta çocukları vefat eden ve yaralanan aileler olmak üzere öğrencilerde, öğretmenlerde, tüm toplumda ağır etki ve sonuçlar oluyor olacak. Ana soru ise bu duruma nasıl gelindiği sorusudur. Bu sorunun yanıtı ne tür dersler çıkaracağımız ve bundan sonra tekrarlanmaması için neler yapılması gerektiği bakımından da kritiktir.
Bu tür olaylarda tarafların veya resmi yetkililerin savunusu genellikle münferit bir olay, öngörülmesi mümkün değil, dolayısıyla önlenmesi de mümkün değil savunusu oluyor. Gerçekten öyle mi?
Bu saldırılar münferit mi?
Bireysel mi?
Öngörülemez mi?
Önlenemez mi?
Bu sorulara yönelik 17 Nisan 2026 tarihinde Evrensel Gazetesindeki köşede ifade ettiğim görüşler aşağıdadır. Sorularla birlikte ne yapılması gerektiği çok kritik bulunmaktadır.
Münferitlik, Tarihilik, Genellik Meselesi: Şiddetin Davalara Yansımış Hali 45 Milyon Dava
En temel soru ve ayrım, bu olaylar münferit mi ortak genel bir durum mu olgu mu sorusu.
Münferit ise psişik bireysel bir münferit mi sosyal bir münferit mi?
Adalet istatistikleri durumun hem münferit olmadığını hem de birey ile sınırlı olmadığını gösteriyor.
Milyonlarca dava. Milyonluk suç istatistiği, şüpheli.
Tablo: Mahkemeleri iş durumu, 2016-2025 (Adalet İstatistikleri 2025)
Mahkeme | Geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı | Artış oranı (%) | |
2016 | 2026 | ||
Ceza Mahkemeleri | 2 427 987 | 3 845 667 | 58,39 |
Hukuk Mahkemeleri | 3 532 132 | 5 230 402 | 48,08 |
İcra Mahkemeleri | 26 946 126 | 35 284 514 | 30,94 |
İdare Mahkemeleri | 385 395 | 491 219 | 27,46 |
Vergi Mahkemeleri | 152 575 | 169 176 | 10,88 |
Toplam | 33 444 215 | 45 020 978 | 34,62 |
Kaynak: Adalet İstatistiklerinden A. Gümüş tarafından derlenmiştir.
“Ceza mahkemelerinde seçilen on suç türüne göre yıl içinde açılan dosya sayısı artış oranları incelendiğinde; 2025 yılında bir önceki yıla göre en fazla artışın sırasıyla dolandırıcılık (TCK 157-159) ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (TCK 188) suç türlerinde olduğu görülmektedir.” (Adalet İstatistikleri, 2025)
Neredeyse uyuşturucunun girmediği sokak kalmamış.
Sadece Savcılıklarda 1 Yılda %4,5 Şikâyetçi, %7,1 Şüpheli
Bir yıl içinde savcılıklara yansıyan şikayet durumları üzerinden toplumun bir yılda %4,5’u şikayetçi, %7,1’i şüpheli olmuş, toplamda %11’e yakın. Bunlara diğer hukuk, idari, vergi davaları dahil değil.

Şiddetin Resmi Kurumsal Boyutu: Yurttaş Devletten 491 Bin Kez Davacı
Yurttaş devletten davacı. “İdare mahkemelerinin son on yıllık çalışma trendi incelendiğinde; 2016 yılında idare mahkemelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı) 385 395 iken, %27,5'lik artış oranı ile 2025 yılında 491 219 olmuştur.” (Adalet İstatistikleri, 2025)
Bu kadar açık görülen vakalar görülemez özellikte mi?
Olaylar Öngörülemez Mi: Müdür İlgili Kurumlara Yazı Yazmış
Bu yaşanan olaylarda, biri 16 yaşında, ortaokul öğrencisi, yani çağ yaşını geçmiş. Zaten zorlanan bir örnek. İkincisi de 19 yaşında, Okul normal çağ yaşını geçmiş, yine zorlanan bir örnek.
Dahası, resmi kurumlar diğer resmi kurumlardan da destek talebinde bulunmuş, okul müdürünün hem savcılığa hem milli eğitime, eski öğrenci tarafından saldırı olabileceğine ilişkin bildirimde bulunduğu basına yansıyor. Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak ise; "okulun riskli kapsamda olmadığı", bu nedenle sabit polis görevlendirilmediğini söylüyor.
Şu anda müdürlerin başvurusu olup olmadığı, neden önlem alınıp alınmadığı araştırılıyor.
Münferit Değil Bilimsel Nedensellik, İstatistiksel Eğilimsellik ve Ereksellik
Yaşananlar öngörülemez miydi? Mikrosu ne, makrosu ne, bu konular hangi bilgi disiplinlerinin işi, nasıl öngörülebilir?
Doğa yasaları ile irade ve tercihlerin girdiği sosyal eylemler birebir aynı değil. Tarih ve sosyal bilimler daha çok istatiksel olarak yaşananları ortaya koyar, yaşananların ve yaşanacakların çözümünü daha bilimsel nitelikli içerikli araştırır, eylem bilimleri bunları araştırır.
Bu iki olayın ikisinde de bariz gösterenler var. Hemen tüm okulların durumu birer gösteren, sokaklar birer gösteren, adalet istatistikleri tek başına birer gösteren.
Yani bu yaşadıklarımız neredeyse hangi öğrenciye, hangi veliye, hangi öğretmene sorulsa öngörülemez değil öngörülebilir durumlar.
Öngörülemez kısmı da var ama bu sadece hangi okula nasıl yansıyacağı. Yani bu şiddetin olduğu ve olacağı açık. Yani ortada bilkuvve bir şiddet var, bir yerde bilfiil/realize olacağı açık.
O halde gösterge ne, aktörler kimler, bunlardan kim ve kimler sorumlu, hangi şartlar faktör veya vektörel durumda? Bu bilkuvve ve bilfiil şiddet nedir, nasıl çözülebilir?
Modellik Sorunu: Cumhurbaşkanı, AKP, MHP, MEB, Erdoğan, Bahçeli, Bakan, Vali Müdür Model Mi?
Modellikten başlarsak; Cumhurbaşkanı, AKP, MHP, MEB, Erdoğan, Bahçeli, Milli Eğitim Bakanı, İç İşleri Bakanı, Adalet Bakanı, Savunma Bakanı…, Valiler, Müdürler, Başkanlar, Reisler… tüm bunlar bulundukları topluluklara ne kadar uygun modellik oluşturuyor? Hak ve özgürlükleri, çocukların ve toplumun kendini ifade etmesini ve gerçekleştirmesini mi kolaylaştırıyor yoksa farklı tarzlar içindeler mi? Sıkışan ve ezilen gruplar veya sıkıştırma ezme üzerine kurulu olanlar, korkutma ve baskılama veya korkma ve ezilme eninde sonunda şiddete başvurur mu başvurmaz mı? Bizzat bu haller birer şiddet mi değil mi? Eylem bilimleri ve istatistik ne söyler?
İçerik Bakımından: Maarif, Fütüvvet, Ahilik, Sami Dinleri, Din, Değer, Gelenekler Uygun Mu?
Milli Eğitim bilimsel, eleştirel, doğa, kişi ve toplum odağı yerine milli değerleri öne çıkarıyor, ahlak dine zaten bağlanmış durumda, beraberinde maarif, fütüvvet, ahilik vb. model sayılıyor, din ve değerler eğitimi en başa, köke alınmış bulunuyor. Peki, bu modeller kadın erkek ayrımı, yetişkin ayrımı, insanın doğaya üstünlüğü, farklı olanı kafir vb. niteleme, önyargı ve ayrımcılıklar içeriyor mu içermiyor mu? Kulluk, sadakat aynı zamanda fedailik içeriyor mu içermiyor mu? Kariyer girişim rekabet ne tür kişilik getiriyor? MESEM’de çıraklık hangi şartlarda sürüyor? Okul yönetimleri ne durumda, etkinlikler ne durumda?
Tarih derslerinde, edebiyat derslerinde önyargılar, ayrımcılıklar, düşmanlıklar var mı yok mu?
Praksiyoloji/ Eylem Bilimleri ve Dersleri: Hayat, Fen, Sosyal, Psikoloji, Sosyoloji, Mantık, Tarih, Siyaset, Edebiyat, Etik…
İnsanın akıl bulaşmış her durumu “eylem/aktion” sayılır. Biyofizyolojik fonksiyonlar dışında hemen tüm yapıp etmeleri eylemdir. Suç, işgal, şiddet birer insan eylemidir. Urfa’da, Maraş’ta yaşanan birer insan toplum eylemidir.
Valilikte, bakanlıkta, Cumhurbaşkanlığında yaşanan birer eylemdir.
Eylemler eylem bilimlerinin, eylem bilgi dallarının ana konusudur.
Platon’dan, Aristoteles’ten, Kindi’den, Farabi’den günümüze bilimler en başta saf bilgi ve pratik bilimler diye ayrılır. Pratik/amel bilimleri toplumların, insani sosyal konuların bilimleridir.
Psikoloji, sosyoloji, tarih, edebiyat, siyaset, ekonomi (hane, ülke, dünya), organizasyon/ strateji/ planlama, kişi ilişkileri/bireysel etik, mantık, matematik, felsefe, sanatlar, estetik, teleoloji… hepsi ya doğrudan ya bazı konu başlıkları ile eylem bilimleridir. Fen, biyoloji, kimya, fizik bile bir depremde, bir baraj inşasında, bir kap kaçak yaparken insana toplumlara etkileri bakımından eylem bilimleridir.
Eylem bilimleri, bilim felsefe istatistik ekonomi siyaset psikoloji sosyoloji hak hukuk teleoloji etik estetik… ne söylüyor, buradan başlamak gerekiyor.
Psikoloji dersleri ne alemde sahi, sosyoloji, mantık dersleri, her bir dersin içeriği ne durumda?
Konunun Boyutu Çok: Birkaçının Altı Çizilirse
İktisadi Boyut: Emperyalizm, kapitalizm, hiyerarşi, işgal, çatışma, savaş, gelir dağılımı, refah, istikrarsızlık…
İdari Boyutu: Totaliter, otoriter, teokratik eğilimler, milliyetçilik, iktidar ilişkileri, hiyerarşi, hegemonya…
Hukuksal Boyut: İltimas, rüşvet, eşitsizlik, adaletsizlik…
İdeolojik Boyut 1 Formel: Önyargı, düşmanlık, ayrımcılık, dışlama, baskılama, telkin…
İdeolojik Boyut 2 İçerikli Din Gelenek: Patriarşi, Sami Dinleri, mezhepçilik, tarikatçılık, etnosantrizm…
Eğitsel Boyut: Doğayı, kişiyi, toplumu odak alan değil de her tür süreci araçsallaştırıcı, metalaştırıcı, rekabetçi, kariyerist, etnosantrik, dinci..., kısaca bilim-hümanizm-doğa-toplum dışı, yabancılaşmış eğitim…
Dahası da var. Gelecek haftalarda ele almaya çalışırız.
Peki, nereden başlamalı?
Hayatın Öznesi Olmak, Eleştirel Demokratik Okul Yönetimi
Okullarda şiddet önlenmek isteniyorsa merkezi/hiyerarşik yapının aşılması öncelikli görevi oluşturuyor. Halkın/okul bileşenlerinin okulun öznesi olması gerekiyor. Her okulun öğretmeni, öğrencisi, velisi ile birlikte karar süreçlerinden uygulamalarına birlikte diyalog dayanışma içinde yürütülmesi gerekiyor.
Şuralar, kurullar, okul bileşenleri, bizzat öğrenciler, veliler, halk süreçlerin ana parçası olmalı.
Özel Güvenlikçi Değil Bilgi, Hak, Özgürlük, Eleştirel Duyarlılık: Gerçeği, Doğruyu, Hakkı, Varlığı, İyiliği, Güzelliği Üleşme
Öğretim sistemlerine dair en temel soru, “nasıl bir dünya, doğa, kişi ve toplum” tasavvur edildiği; bu tasavvurun öğretim etkinliklerine, bu etkinliklerin etki ve sonuçlarına nasıl yansıdığı ve toplamda sürecin “olumlu” (yani “eğitim”) olup olmadığıdır.
Marcuse; doğal, insani ve toplumsal potansiyelleri kara/artı-değer sömürüsüne, tüketime, kariyere bağlayan bir siyasetin, böyle bir eğitimin insanı tek boyutlaştırdığını, yabancılaştırıldığını söylüyordu.
Askeri militarist gözetimci iktidar ilişkileri ile, tüketim veya kariyer toplumları ile, bu yollarla şiddet aşılamaz, şiddet hak ve özgürlüklerle aşılır. İyi nitelikli bir eğitimin temel amacı doğa, kişi ve toplum odaklı olmaktan, ilkeleri hak ve özgürlüklerden geçmektedir- bilimsel, felsefi, estetik, insani, toplumsal, ekolojik önceliklerden geçmektedir. İyi güzel duyarlı sorumlu insan yetiştirme; eleştirel düşünceden, buna uygun tarih, edebiyat, bilim, felsefe derslerinden geçmektedir. Kişi olmak, toplum olmak; tüm toplumca gerçeği, doğruyu, hakkı, varlığı, iyiliği, güzelliği üleşmekten geçmektedir.
Öncelikle de irade, erek, siyaset, böyle bir yönelim işin başlangıcını oluşturmaktadır. Eylem bilimleri ana kılavuzu oluşturmak durumundadır.
Ne Yapmalı, Nasıl Yapmalı: Yeni İz’e Düşen Duyarlılık, Sorumluluk Ne?
Yukarıdaki görüşler mevcut bazı araştırma, istatistik, teori ve değerlendirmelerden yola çıkılarak bir köşe sınırlarında altı çizilen birkaç noktayı oluşturuyor. Ana yükümlülük resmi kurumlarda olmak üzere üniversitelere, medyaya, sivil toplum örgütlerine de pek çok ödev düşüyor.
STÖ’lere, derneklere, partilere, odalara, vakıflara ne düşer? Okul şiddetini önlemede, kadına çocuğa cana hayvana doğaya mala yönelik, her tür şiddeti önelemede STÖ’lere ne düşer? Şiddete dair STÖ’ler ne yapmalı ve nasıl yapmalı?