ÜLKENİN ÇİVİSİ ÇIKTI
Kutlu Parti Aile ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nazan Öçalır, son yaşanan okul baskınları konusunda duygu ve düşüncelerini Yeniiz Gazetesi’yle paylaştı.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınlarında gençlerin isyanı ile karşı karşıya kalındığını belirten Öçalır, “Kimin kontrolünde yapıldığını bilmediğimiz bu arkası arkasına gerçekleştirilen saldırılarda saldırıyı yapan ergen gençler, saldırdıkları da arkadaşları ile onları eğiten öğretmenleri oldu. Aslında kendi kendilerine zarar verdiler” dedi.
Kutlu Parti Aile ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nazan Öçalır açıklamalarına şu şekilde devam etti:
“Bu son derece üzüntü veren ve toplumumuzu derinden yaralayan olaylar karşısında toplum bilimcilerin, toplum mimarlarının, tüm siyasetçilerin şapkalarını önüne koyup düşünmeleri gereklidir, “Biz nerede hata yaptık.” diye... İnanın burada hepimize bir pay çıkar. Görevini hakkıyla yapmamış liyatsız her insan bütünü olumsuz etkiler.
KİM KİME YANSIN BİLEMEDİK
Kim kime yansın bilemedik. Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun içinde yaşadığı ruhsal durumun bozukluğuna mı, ölen onca masum yavruya mı, onları koruyup korumaya çalışırken can veren öğretmenlerine mi, binbir parçaya bölünen ana babalara mı, ağlayıp gözyaşı döken, hayatlarının baharında böylesi bir travma ile karşılaşan arkadaşlarına mı, söyleyin hangi birine yanalım. İthal kültürün yansıması olan okul basma olayının gençler tarafına onların masumiyetini zedelememek adına mikrofon dayamıyoruz. Onları özendirmemek adına olayı büyütmekten de yana değiliz. Bu son derece üzücü olayı bir daha tekrar etmemesi adına gerekli tüm tedbirlerin alınmasını yürekten istiyoruz. Bizler de bu konuda üstümüze düşen görevleri yapacağımıza söz veririz.
ERGEN GENÇLER KONTROLDEN Mİ ÇIKTI
Toplumsal ve sosyal olayların birden çok sebebi vardır. Biz hepsini bir kenara koyup ayrı ayrı ele almamız gerekirken son yaşadıklarımıza bakarak ergen gençleri başa almayı düşündük.
Bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler, özgür bırakın kendilerini ifade etsinler derken toplumda anne ve babaların çocuklarına kurallar koyma konusunda yetersiz kaldığını görüyoruz. Toplumsal yaralar hasıraltı edilerek çözülemez. Tam aksine üzerine gidilerek çözülür.
Kimliği ve kişiliği gelişen yetişkin insanların birçok deneyimden sonra öngörüleri de kuvvetlenir. Yani birtakım olaylar olmadan olabilecek şeyleri tahmin ederler. Ebeveyn olmak demek sadece çocuğun üstünü başını giydirmek, karnını doyurmak demek değildir aynı zamanda onun gelişen ruhunu ve beynini oya gibi ince ince işlemek demektir. Tıpkı bir fidanı güneş gören bir yerde düzenli sulayarak onu büyütmek ve meyvesini yemek gibi uzun ve emek isteyen bir çalışmadır, bu söz ettiğim...
Çocukluktan ergenliğe geçiş dönemi ise hem çocuk hem de aile için sorunların çeşitlendiği zorlu bir zaman dilimidir. Çocuğun fiziksel, kimyasal ve ruhsal gelişiminin hızlandığı bu geçiş döneminde çocuklar söz dinlemez, asi ve isyankar olurlar. Kendilerini kolay kolay kontrol edemezler ve inişli çıkışlı bir dönem geçirirler. Bazen sinirli bazen içine kapanık bir duygu durum karışıklığı yaşarlar. İçlerinde uyanan birtakım duygulara anlam veremez bana neler oluyor kaygısına düşerler. Aile dışındaki ilk sosyalleşme alanı olan okullarda arkadaşlarının davranışlarından oldukça etkilenir, onların yargıları altında ezilir, gereksiz alınganlıklar göstererek ani sinirlenen enerjisini kontrol edemeyen bir duruma düşerler.
Ergenlik döneminde duygusal iniş-çıkışlar yaşayan, bağımsız ve isyankar olan, odasına kapanıp kişisel alanına saygı duyulmasını isteyen ergen gençler, dış görünüşleri ile dikkat çekmeye çalışan, arkadaş odaklı bir dünyada ders çalışma ve ev içi sorumluluklarından da hızla uzaklaşırlar. İşte anne baba burada yetersiz kalıyor ve çocuklarıyla çatışmaya başlıyor. Anne babalar kendilerini (okuyanlar bilir) Mary Shelley'nin romanındaki, bilim insanı Victor Frankenstein yarattığı canavarın kontrolden çıkarak kendisine ve insanlığa zarar vermesi gibi çaresiz hissediyorlar. Ergenlik dönemlerinde gençleri yalnız bırakmak son derece tehlikelidir. Bu gençler merdivenaltı grupların, tarikatların, suç örgütlerinin elinde beyinleri yıkanarak kullanılarak potansiyel suç makinasına dönüşür.
PEKİ NE YAPMALIYIZ?
Çocukların ergenlik dönemlerinde onlara aşırı tepkiler koymak yerine onları dinlemeye ve anlamaya çalışmak uzmanlar tarafından önerilen bir yoldur. Okulların rehberlik servisleriyle okul-aile işbirlikleriyle, anne-baba okulu uygulamalarıyla, gerekirse psikoterapi yoluyla çocukların zihnindeki karışıklıkları ve tıkanmaları çözerek onlara yardımcı olabiliriz. Çocuklarımızı spora yönlendirmek de onların enerjilerini olumlu yönde geliştirmelerine yardımcı olur. Spor yapan çocuklar uyuşturucu, sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklardan uzaklaşarak kendilerini başarı odaklı bir mücadelenin içinde kanıtlamaya çalışır. Çocuklarımıza yardımcı olmak istiyorsak enerjilerini birbirleri üzerinde değil de faydalı işlerde kullanmalarını sağlamalıyız.”